.....SİTEME HOŞGELDİNİZ.UMARIM İYİ VAKİT GEÇİRİRSİNİZ......
   
 
  CANAVAR FİZİK Mİ O DA NE?

 

Canavar fizik
 
 
Sevgili arkadaşlar, ilk iş olarak fizikten korkmamak gerekir. Fiziğin en zor kısmı ismidir. Şimdi size birçok öğrencinin kabusu haline gelen ve adeta canavara benzetilen fizikle ilgili birkaç şey söyleyeceğim. Açın bakalım alıcılarınızı…
Kesinlikle aklınızdan çıkarmayın! Bu sınavı yapanlar sizin ezber kabiliyetinizi ve hafıza gücünüzü ölçmeyi a­maç­lamıyor. Çıkan sorular hep önünüze konulan bir bilginin değerlendirilmesi ve yorumlanması ile ilgili… Bu du­­rum­da ne yapmalı?
Bilgileri ezberlememeli, onlar öğrenilmeli, kavranılmalı, sindirilmeli, yalanıp yutulmalı…
Bakın, sınavlardaki Fen Bilgisi sorularının diğer derslere göre biraz farklılığı vardır.
Örneğin matema­tik­ten Kümeler konusu. Bu konudan sorulabilecek en fazla 20 tane soru tipi vardır. 21. tipi bulmak oldukça zor­dur. Bu 20 tiple ilgili bolca alıştırma yapan için hiçbir problem yok! Ama fizik? Bir konuyla ilgili oldukça farklı deney soruları, sayısı sınırlandırılamayacak soru tipleri karşınıza çıkabilir. Basit bir kural veya eşitliğin yorumlanmasıyla ilgili çok farklı sorular sorabilirler. Örneğin Sıvı Basıncının nelere bağlı olduğunu bilip bilmediğinizi onlarca deneysel soru tipiyle, farklı farklı düzenekler kullanarak sorgulayabilecekleri gibi, bir bakmışsınız bir tablo veya grafik üzerinde –ki son yıllarda oldukça moda- beklemediğiniz bir şeyi yorumlat­mak da isteyebilirler. Ezberci bir öğrenci için içinden çıkılmaz bir durum. Fakat siz ezberci değilsiniz, bilgileri ezberlemektense, kavramayı (gerçekten öğrenmeyi) amaçlıyorsunuz… Ne hoş! Konuyu çalıştınız, her şeyi bildiğinizi düşünüyorsunuz, kısaca sular seller gibisiniz... Elinize testinizi aldınız , o da ne? 1. soruyu çözemediniz, 2.ye geçtiniz o da olmadı, 3.ye baktınız o da diğerleri gibi… Ne yapmak lazım? Önce yanlış hareket:
Fırlatın atın fizik testini! Geçin çıtır çıtır çözülen matematik sorularına, zaten mate­matiğiniz de iyi… Bu hareketiniz sadece fizik canavarını sevindirir. Onu daha da büyütmüş olursunuz. Ay­rı­ca bu davranışınızı mantıksal açıdan inceleyelim. Bir öğrenci yapamadığı şeyleri atıp onlardan uzak kal­dık­ça, o şeylerin düzelme imkanı hiç olmaz ki… Onlar, üzerine gidilmediği için hep yapılamamaya mahkum­dur. İyi olduğunuz derste zaten iyisiniz, kötü olan dersinize yoğunlaşmazsanız onu nasıl düzelteceksiniz?
Gelelim yapılması gereken doğru harekete:
Fizik testinin 20 soruluk bir test olduğunu düşünelim. Oturdu­nuz testin başına, başladınız sorularla teker teker uğraşmaya, iş bu ya koca testten ancak 5 soru yapa­bil­diniz. Ama diğer 15 soruyla bile mücadele ettiniz. Yılmadınız, sevgili fizik öğretmeninize etütte, teneffüste, çıkışta veya girişte yapamadıklarınızı teker teker sordunuz. O da size teker teker çözdü. Zaten o çözerken, siz bazı sorularda içinizden “Amma safmışım, nasıl da göremedim şunu!” gibi serzenişlere başlarsınız. Artık soruların çözümlerini biliyorsunuz. Elinize aldığınız aynı konu ile ilgili yine 20 soruluk bir sonraki testin içine aynı ciddiyetle gömülüp uğraştığınızda bu sefer 13-15 soruyu yapabildiğinizi görürsünüz. Aynı işlemi bu teste de uygulamanız durumunda bir sonraki 20 soruluk testte çözdüğünüz soru sayısı 18-20 lere çıkabilecektir. Yol biraz ızdıraplı gibi, ama ucu mutlu son! Sabır ve kararlılık bizi başarıya ulaştırır. “Sınavlardaki Fen Bilgisi sorularının diğer derslerinkine göre biraz farklılığı vardır.” demiştik ya demin, aslında ciddi bir farklılığı daha var: Fizik sorularını çözmüş olmanın verdiği inanılmaz mutluluk ve kendine güven duygusu! Biliyorsunuz, sınavlarda en düşük net ortalamaları Fizik branşında. (çünkü bilmiyor insanlar ne yapmaları gerektiğini… neyse bırakın bilmesinler) başkalarının yapamadığını yapmak farklılık, ayrıcalıktır. Bir matematik sorusunu çözünce hani bir mutluluk duyarsınız ya, işte Fizik sorusunu çözmek 3 kat mutluluk verir. Çünkü onu çözen daha azdır. (Bu konuşmadan matematikçilerin haberi olmasa iyi olur.) Neyse, bunlar da işin şakası.. (Gerçi her şakada biraz…)
 
Canavar fizik
 
 
Gelin şimdi hep beraber fiziğin nasıl çalışılması gerektiğini konuşalım;
§                     Dersi dinlemeyi bilmek gerekir. Bir bilgi edinmenin en makul yolu bence o bilgiyi canlı yayında öğretmen­den almaktır. Sınıftasınız. Öğretmeniniz tam gaz anlatıyor size konunun inceliklerini. Siz de hayal aleminden oldukça uzak kaptırmışsınız kendinizi öğretmene. Her şey yolunda. Ama birden yanınızdaki sıra arkadaşınız Hulki size bir kağıt üzerindeki yazıyı gösterip espriyi okumanızı istiyor. Siz de okuyorsunuz ve okumak yetmiyor tabi, sevgili Hulki ile espri ile ilgili geniş (!) bir değer­lendir­me de yapıyorsunuz. Neyse tekrar derse döndünüz. Yahu neden bahsediyor bu hoca? Aradakiler kaç­mış. Konu kopmuş gitmiş…Yakalamak ne mümkün. Eveeeeet arkadaşlar bu fizik konuları birbirine geç­miş halkalardan oluşan bir zincire benzer adeta! Eğer arada bir halka bile eksikse, zincir kopar. De­mek ki ne yapmak lazım? Zinciri kopartmamak lazım, halkaları yerli yerine yerleştirmek lazım, der­si derste öğrenmek lazım, hedefine kilitlenen bomba gibi, derste yalnız öğretmene kilitlenmek lazım, sa­­­­ğa sola çokça bakmamak lazım. Zaten fizik dersi öğretmeniniz sayesinde yeterince heyecanlı, zevk­li, dolu dolu, aksiyon içerikli geçecektir. Ekstra hareket aramayın lütfen! Sözün özü, dersi dinleyiniz!
§                     Küçük bir nokta, ama dev gibi bir öneme sahip: Adam gibi bir defter tutmak! Başarının en önemli şart­larından biri aslında bu. Sıkıştığınızda başvuracağınız en önemli kaynaktır ders defterleriniz. Def­terlerinizin ölçülü bir düzen ve temizlikle tutulması gerekir. (Tabii geçtiğimiz yıllarda özellikle ba­­zı bayan öğrencilerimizin yaptığı gibi 48 farklı renk kalem kullanıp işi abratmamak da gerekir.) Unut­­ma­yınız ki fizik defterleri istikbaldeki lise yıllarınızda bile sıklıkla başvuracağınız kıymetli e­ser­lerdir! Ta­bi bir de sizlere defter tutmama adına nefislerinizin söylettiği standartlaşmış ba­ha­ne­ler de var: “Ya benim yazım güzel de­ğil aslında”, “ Ben hızlı yazamıyorum ki!”, “Hocam ben şimdi kuzu ku­zu dersi dinleyeyim, yarın arka­da­şım Dürdane’den alıp evde temize geçircem, öyle daha bir iyi oluyo!” gibi… Biliniz ki hepsi boş. Sözün özü, alı­nız bir kareli harita metod defteri, tutunuz ders notunu!
§                     Haşarı arkadaşınız Hulki’yi bertaraf ettiniz diyelim. Mutlu bir şekilde dersi dinliyorsunuz. Ama oldu ya, öğretmenin anlattığı bir noktayı (veya noktaları) anlamadınız ki bu son derece doğaldır ve her Türk gencinin başına gelebilir. Yapmamanız gereken: İçinizden geçiriyorsunuz “Sorsam mı acaba? Uff bunca kişi arasında parmak kaldırıp, saf durumuna düşeceğim. Karizma da çizilecek. Önde oturan kız da benim salak olduğumu düşünecek. İyisi mi evde bakarım.” Şimdi yapmanız gereken: İçinizden geçiriyorsunuz “Sorsam mı acaba? Tabi sorayım ya, yoksa anlamadan geçmiş olacağım, ileride sıkıntıya düşeceğim, en iyisi problemi anında halletmek. Sınıfta da mahcup duruma düşmem aslında. Hem niye düşeyim ki, diğerleri de sonuç olarak benimle aynı seviyedeki öğrenciler, benden hiçbir fazlalıkları yok!” ve söz isteyip soruyorsunuz sorunuzu, cevabını da alıyorsunuz. Artık kalben rahatsınız, çünkü biliyorsunuz… Ama gelin biz işi biraz daha zorlaştıralım. Oldu ya öğretmenin verdiği cevabı da anlamadınız. Hiç çekinmeden yine diyebilmelisiniz “Öğretmenim ben yine anlamadım!” diye. Tekrar cevap vererek açıklamaya çalıştı öğretmeniniz. Ama siz –farz edelim- yine anlayamadınız. Hiç şüpheniz olmasın sevgili arkadaşlar, sıkılmadan öğretmeninize ifade edebilmelisiniz anlayamadığınızı. O size ta ki siz konuyu sindirene kadar farklı yollar kullanarak konuyu anlatmayı deneyecek ve bundan zerre kadar gocunmayacaktır. (Tabii öğretmeninizin vaktinin az olduğunu düşünüyorsanız, du­yar­lı öğrencilik örneği gösterip sorunuzu ders giriş veya çıkışlarında da yineleyebilirsiniz. Bu arada ders­hanenizdeki stajyer abi ve ablalarınız da sizlerin sorularını cevaplamak için hazırdırlar muh­temelen.) Sözün özü, anlamadığınızı anlayana kadar sormaktan asla çe­­­­kin­meyiniz, kimse sizden da­ha üstün değil aslında!
§                     Anlamadığınız bir şey kalmadı artık. Konuyu çok güzel dinlediniz. Biliyorsunuz her şeyi, artık hafif ha­fif “Canım bu fiziği de fazla abartıyorlar be..” demeye başladınız, kendinize güveniniz tam. Ders­ten çıktığınız gün akşamı fazla değil en çok 20 dakika ayırıp tekrar yapmanız gerekiyor. Bu tek­rar­da ko­nu­yu defterinizden baştan sona tarayıp, derste çözülmüş soruları ve çözümlerini öğret­meninizin yaptığı vur­guları gözden geçirmek en akıllıca iş olur. Bunu yapmayıp, o konuya bir hafta sonra dersha­neye git­meden bakarsanız kendinize “Yahu burada ne demek isteniyordu, ne garip, oysa öğretmen bu­nu anla­tırken anlamıştım, çok basitti.” gibi acıklı cümleler kurmak zorunda kalabilirsiniz. Sözün özü; tek­­rar yapmak önemlidir, sıcağı sıcağına yapmak oldukça önemlidir. Fizik dersinin maalesef nega­tif bir yö­nü, alıngan olmasıdır. Siz ona yeterli ilgiyi göstermezseniz kendisini çok çabuk unutturur. Bu tekrar­la­rı yıl içinde farklı periyotlarda geniş kapsamlı yapmak oldukça faydalı olacaktır.
§                     Dersi dinleyip, eve geldiniz, konu taramasını yaptınız. Arayı fazla soğutmadan ilk yapmanız gereken iş “ça­lışma testi” niteliğindeki yaprak testi (konunun kavrama testi veya en basit test de olabilir) o ilk ak­şam hemen elden geçirmek olacaktır. Böylelikle taramasını yaptığınız konu ile ilgili sorularla da ta­nış­mış olursunuz. Bu test için en fazla 30 dakika harcayınız. Yapamadığınız soru tipleri varsa mutlaka sormak için işaretleyiniz. Sözün özü, yaptığınız tekrarı pekiştirecek basit sorular çözünüz!
§                     Sonraki akşamlarda fizik öğretmeninizin işaret ettiği kaynaklarda makul bir sıralama içinde konu ile ilgili sorular çözmekle vakti geçirebilirsiniz. (Bu sıralama örneğin konu testleri, LGS ler, zirve dergisi, soru bankası… şeklinde olabilir.) Önemli bir nokta, daha önce bahsettiğimiz gibi soru çözümü esnasında ısrarlı ve kararlı olunmalıdır. Malum soru tipi bol. Her tiple haşır neşir olmalı. Soru çözümlerini bizzat testin üzerine yapınız, yapamadığınız soruları sonradan kolayca görebileceğiniz şekilde (örneğin fosforlu kalemle) işaretleyiniz. Bazen de bir sorunun sadece bir parçasını anlamamış veya yapamamış olabilirsiniz. Böyle durumlarda o sorular asla kaynamasın. Mutlaka sorunun yanına neyi ve niye anlamadığınızı not edin! ( Sormak üzere tabii…) Bir soruyu ön sezilerinizle doğru işaretlemiş olabilirsiniz. Ama istenen sorudaki yorumun zihninizde oturması için mutlaka soruyu öğretmeninize götürün ve tartışın. Özellikle öncüllü sorularda her bir öncül üzerinde durun. Sadece doğruları değil, yanlış ifadelerin de niye yanlış olduğunu kavramaya çalışın, böylelikle bir soru içinde birçok şey öğrenmiş olabilirsiniz. Unutmayın ne kadar fazla soru çözdüğünüzkadar, soru çözerken ne kadar şey öğrendiğiniz ve ne kadar fazla hatalarınızı düzelttiğiniz de önemlidir. Soru çözmek sadece doğru olduğu düşünülen seçeneği işaretlemek değildir, sorudaki tüm unsurları irdelemek, yanlış seçenekleri bile her yönüyle incelemektir aynı zamanda. Bir testi, LGS yi veya bir soru bankasını ancak bu şekilde hakkını vererek bitirmiş olursunuz. Yorum kabiliyetiniz bu şekilde gelişir. Çağımız öğrenci tipinin en büyük problemlerinden biri de soruyu çözmeden çözdüğünü zannetmesi ve danışman öğretmenine çözdüğünü söylemesidir. Sözün özü arkadaşım, akıllı öğrenci her tip soruyu irdeleye­rek ve not alarak çözer ve çözemediğini de çekinmeden sorar!
§                     En büyük desteğiniz öğretmenlerinizdir. Fizik canavarının gerçek mikroskobik (!) büyüklüğünü onlar yardımıyla görebilirsiniz. Onların sözünü dinlemeniz size başarının kestirme yollarını gösterir. Bu sırada dinlememeniz gereken kişiler ise haşarı, sizi dersten alıkoyan, derse konsantrasyonunuzu engelleyen Hulki gibi tiplerdir. Kim bilir, Hulki belki de sizi bu yolla safdışı edip, bir kişinin önüne geçmeyi amaçlıyordur. (Eh ne de olsa siz de Hulki’nin rakibisiniz tabii, yıl sonu sizin yerinize onun kazanması Hulki’yi daha mutlu eder!) Neyse, sözün özü kılavuzunuz öğretmeninizdir, lütfen arkadaş seçiminizi iyi yapın! Günümüzde elindeki imkanların farkına varıp, onları ciddi bir şekilde kullanan inşaallah sizler gibi öğrenciler için başarı kaçınılmazdır. Şunu da unutmayınız lütfen, kırın aklınızdaki ön yargıları, ben yapamam edemem dü­şün­celerini, kendinize en büyük kötülüğü siz yapmış olursunuz yoksa. Bugüne kadar kazanan, dereceye gi­ren, birinci olan insanların sizden hiçbir farkları yoktu. Onların da iki göz, iki kulak ve çift delikli birer burnu var­dı. (Gerçi başarı için her zaman bunlara da ihtiyaç olmayabiliyor.) Tamamı bu sıralara oturup çalışmaya baş­la­dıklarında sizlerin şu an hissettiklerini aynen hissediyorlardı. Şimdi hedefledikleri okullardalar. Artık sı­­ra sizde… Güzel bir şekilde bitirelim isterseniz. “Servetini kaybeden hiçbir şeyini kaybetmemiştir. Sıhhatini kaybe­den bir şeyini kaybetmiştir. Ümidini, neşesini ve mutluluğunu kaybeden her şeyini kaybetmiştir…” Nasıl, Fizik canavarını kuzu gibi yapmanın yollarını anladınız mı?
 
 
SAAT KAÇ?
 
Reklam
 
KOMİK BİLMECELER
 
ÖĞRETMENLER BURAYA
 
YAZIYOR YAZIYOR!!!
 
İSMİNİZ NE ANLAMA GELİYOR
 
İsim Sözlüğü

 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
EMRAH TOSUNOĞLU